22 Ağustos 2008 Cuma

Okunasi Kitaplar


Sanırım bu 3. oldu.Vişne Ağacı tarafından sobelendim.
Konu: Okuduğunuz 3 aşk romanı.
Ama ben hiç aşk romanı okumadığım için size okuduğum 3 güzel kitabı tanıtacağım.
* Bahadıroğlu'nun "Biz Osmanlıyız" adlı kitabı:
Bu kitabı Ahmet Hocamın tavsiyesiyle okudum ve gerçekten iyi ki okumuşum diyorum. (:
Arka kapaktan:
Osmanlı toplumu, 'bir sevgi, şefkat ve yardım toplumu'ydu. Devlet, 'hayat ve hayrat devleti', insan 'hayrat ve hasenat insanı'ydı. Osmanlı'da hayat ahirete dönüktü. Ahirete dönük olduğu için de hayatta fuzuli şelere yer yoktu. Osmanlı İnsanı 'kıble yürekli'ydi. Faziletliydi, dürüsttü çevreciydi, medeniydi, nazikti; cihana örnekti. Hede ve gayret sahibiydi. Zaferler ve başarılar hayatın bir parçasıydı. Osmanlı'da, insan hakları gözetilirdi. Herkes ibadetinde, kıyafetinde, seyahatinde, ticaretinde özgürdü. Osmanlı'da 'güçlü olan haklı' değil, 'haklı olan güçlü'ydü. Adalet duygusu, hayatın her alanını kaplamıştı. Devlet milletle bütünleşmişti. Farklı kültürler, asırlarca barış içinde bir arada yaşamıştı. Osmanlı, yetiştirdiği 'cevher insan'larla dünyaya nam salmıştı. Tarih gerçek bir 'ibret aynası' ve tam bir 'tecrübe tahtası'dır. Ve boşuna yaşanmış bir tecrübeler yığını değildir. Bugün, geçmişimizden ders almanın ve 'yeniden Osmanlı' demenin tam zamanı.
* * *
Osmanlı toplumu her yönüyle anlatılmış.Eğer tarihi sadece sıkıcı bir ders olarak görüyorsanız fikrinizi değiştirebilecek türden bir kitap.Gençlerin kendilerine olan özgüvenini arttıracağını düşünüyorum.Tecrübeyle sabittir. (:
Kitaptan bir bölüm:

Sultan I. Ahmed’le Kösem Sultan’ın oğulları, Sultan Dördüncü Murad’ın kardeşi Sultan İbrahim 5 Kasım 1616′da İstanbul’da dünyaya geldi. 1640-1648 yılları arasında 8 yıl padişahlık yaptı. 18 Ağustos 1648′de cebren tahttan indirdiler ve Evliya Çelebi’nin deyişiyle, “Mazlum İbrahim Han’ı boğarak şehit ettiler.” (Henüz 32 yaşındaydı)

Lâkabı “Deli” olan bu Padişah, acaba gerçekten deli miydi?

Okul kitaplarımız “Evet,” diyor, “Sultan İbrahim tam bir zırdeliydi!”

Açıkça şunu ifade etmeliyim ki, Cumhuriyet Türkiyesi, eski köklerin üzerinde kendini geliştirmeye çalışacağına, kökleriyle gereksiz bir rekabete girdi, Osmanlı’yla yarışa kalkıştı.

Bu “abes” yarışın galibi olmazdı, çünkü Osmanlı ile yarışmak kendi kendimizle yarışmak anlamına geliyordu: Nihayetinde “Biz Osmanlıyız!”

Ayrıca da Osmanlı’yı geçmek imkânsız! Düşünün… Zaman zaman yüzölçümü 22 milyon kilometre kareye ulaşan bir coğrafya: maliyesi sağlam, eğitim sistemi sağlam, sağlık sistemi (İstanbul’da birkaç sokağa bir doktor ve hastabakıcı tahsis edebilecek kadar hem de) sağlam, askerî açıdan karada ve denizde rakipsiz, tarih boyunca görkemli zaferler kazanmış bir imparatorluğu, 780 bin kilometrekareye düşmüş toprağınızla, IMF kontrollü maliyenizle, kavga üreten siyasetinizle, lafazanlıkta yarışan üniversitenizle, kırık-dökük eğitim ve sağlık sisteminizle, yasaklarınız, rüşvetleriniz, vurgunlarınız, soygunlarınız ve dahi irtica yaygaralarınızla mı geçeceksiniz?

Övünmemiz, ilham ya da ders almamız gereken geçmişimizle yarışmaya kalkışıp, geçemeyince hırçınlaştık. Geçmişimizi geçmemiz şartmış, yoksa tutunamazmışız gibi düşünerek kendi kendimize saldırır gibi geçmişimize saldırmaya başladık. Kendi kendimizi karalar gibi geçmişimizi karaladık…

Sultan İkinci Abdülhamid’e “Kızıl Sultan”, Vahided-din’e “Hain Sultan” damgası vurduk.

Kimisine “yobaz”, kimisine “gerici” dedik.

Bu arada Sultan İbrahim Han’ın talihine de “Deli” lâkabı düştü!

Fatih Sultan Mehmed gibi, neredeyse tüm dünyanın selamladığı büyük padişahların, bu karalama kampanyasının dışında tutulduğunu zannetmeyin, dönem dönem maalesef onlar da nasiplerini aldılar!

İsterseniz size, başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere, tüm padişahlara, hem de Meclis kürsüsünden yöneltilmiş bir saldırıyı örnek vereyim:

Tarih 3 Mart 1924. Meclis’te Hilafetin kaldırılması görüşülürken, seçimle değil, tayinle milletvekili olan “Rize Milletvekili” Ekrem Bey, TBMM kürsüsünden şöyle bağırıyor:

“Efendiler! Millete hizmet etmiş, tarihimizde, bir çok sadrazamlar gösterebilirsiniz. Fakat padişah göstermek için müşkülat çekersiniz. Bunların tahta bağlı olmalarının sebebi yalnız menfaat, ihtiras; bundan ibarettir… Türk milletinin bu kadar geri kalmasına sebep padişahlardır… Bu padişahlar bidayet-i saltanatlarında hiçbir şey yapmamışlardır… Bu tarihi (yani Osmanlı tarihini) yukarıdan aşağıya tetkik ederseniz, hep cinayet, şahsî ihtiras görürsünüz…

“Sultan Fatih’ten mi bahsedeceksiniz? Benim gözümün önüne, onun, sırf bir arzusu için, en kıymetli sadrazamımız olan Mahmud Paşa’yı katlettirmesi geliyor. Devri baştan aşağıya cinayettir. Mazisi cinayetlerle dolu ve Türk milletine hizmet etmemiş bulunan bu aile…” (İkinci Meclis Zabit Ceridesi, cilt 7, s. 31′den özet olarak.)

Başka söze ne gerek var? O devrin önder isimlerinin Osmanlı tarihine ve tarihi inşa eden isimlere bakışı böyleydi deyip geçelim. Fatih Sultan Mehmed’in nasiptar olduğu kinden, Sultan Mustafa mı masun kalacaktı? Ona da bir kulp takıp “deli” deyiverdiler.

Aslında bunu ilk kullananlar, onu katledenlerdi. İşledikleri cinayet yüzünden tarihin ve kişilerin vicdanlarında mahkum olma korkusu yüreklerini sarınca, sıyrılma çareleri aramaya çıktılar. Sultan Mustafa’nın balıklara inci-mercan ve altın atmasını “delil” göstererek “deli” demeye karar verdiler.

“Deli, çünkü balıklara inci-mercan atıyor! Balık inciden ne anlar?”

“Balık” anlamaz, ama “Halik” anlar! Ne demişti atalarımız: “İyilik yap denize at, balık bilmezse, Halik bilir.”

Sultan Mustafa son derece dindarâne bir zarafetle, aslında arkasındaki hizmetkârlara, halayıklara, cariyelere “sadaka” veriyordu. Kendisi dairesine çekilince, havuza attığı altınlarla kıymetli taşların, arkası sıra gelen mahdut gelirli hizmetkârlar tarafından toplanıp bölüşüleceğini çok iyi biliyordu.

Cemil Meriç Hocam, Sultan İbrahim’i, “Osmanoğulları’nın en akıllısı” ilân ediyor ve balıklara inci-mercan atmasından yola çıkarak şöyle bir hüküm geliştiriyor: “İnci balıklara atılmak için yaratılmış olmasaydı, denizlerde ne işi vardı? İnsanlar beyinlerini fırlatıyor lâğıma!”

Son söz:
Bugün bile Sultan İbrahim’e “deli” diyenler, Rus halkının, gerçekten “deli” olan Rus Çarı Deli Petro’ya, “Büyük Petro” dediğini hatırlayıp azıcık sıkılmalıdırlar.

Meraklılar için not:
Muteber Osmanlı kaynaklarında Sultan İbrahim için “deli” denmiyor. Buna daha ziyade yakın tarihte yazılan kaynaklarda rastlanıyor. Bu lakabı ilk kullanan ve çevreye yayan ise, Padişah’ın katlini hararetle isteyen Kara Çelebizâde Abdülaziz Efendi ile Anadolu’nun huzuru için idam ettirdiği Şiî isyancı Kesikbaş Emirgûnaoğlu’dur.

Sultan İbrahim’in askerî, malî, adlî ve idarî ıslahat konusunda yaptıkları, atılan iftiranın ne kadar haksız olduğunu belgeliyor.
Zaten devrinin hekimleri de “elem-i asabî” teşhisini koymuşlardı ki, bu da “yaygın anksite”den başkası değildir. Bu hastalık, aklı bozan cinnet türünde bir hastalık sayılmamaktadır. O zaman “deli” isnadı iftiradır.

Yavuz Bahadıroğlu, Biz Osmanlıyız

Bu bölüm, bu sayfadan alındı.

Kitabın fiyatı da gayet uygun.Eğer çevrenizde tarihi sevmeyen biri varsa mutlaka bu kitabı alıp ona hediye edin derim.Yazarı, boşuna "tarihi sevdiren adam" olarak anılmıyor.Tarihi sevenler varsa onlara da alın tabi. (:
Ne demişler: "Bir kitaptan daha güzel olan hediye iki kitaptır." (:
O zaman alınabilecek ikinci kitaba geçeyim.
** İskender Pala'nın "Su Kasidesi" adlı kitabı:
Kitabı okumaktaki amacım gireceğim edebiyat sınavından iyi not alabilmek idi.Çünkü Kemal Hocamız,
bizden bu kitaptan bazı bölümleri hem yapı hem anlam yönünden açıklamamızı isteyecekti.Ama sonuç olarak sınav olmasa da biri bana bu kitaptan bahsetse kesin alır okurdum.
İskender Pala, bu kitapta ünlü divan şairi Fuzulî'nin Su Kasidesi'ni mânâ yönünden açıklamış.Su Kasidesi'ni merak edenleri şöyle alalım. >>>
*** Oktay Sinanoğlu'nun "Bye Bye Türkçe" adlı kitabı:
"Türkçe Giderse, Türkiye Gider! Yabancı dille eğitim ile Türkiye gider."
Hiç unutmam bir arkadaşım bu sözü okuyunca "Bu adam olayı bayağı abartmış." demişti.
Güzel Türkçemiz'in gereğince kullanılmamasının sonuçlarını anlatan güzel bir kitap.Kemal Hocamız bir derste kitabın başında bulunan "Bir Nev-York Rüyası" adlı bölümü anlatmıştı bizlere.Ben kitabın adını not aldım ve okul çıkışı kitabı da aldım. (: Oldukça güzel bir kitap.
İnsan kitap okuyunca yeni şeyler de kazanıyor tabi.Bu kitabı okuduğumda daha önce hiç karşılaşmadığım kelimelerle karşılaştım.Evrenkent (üniversite), özişler (otomatik) ve daha nicesini...
Aslında kitap ile alakalı olarak söylenebilecek çok şey var ama en iyisi kitabı alın ve okuyun. (;

*******************
En üstteki fotoğraf hakkında:
Fotoğrafı ne zaman çektiğim üzerinde yazıyor zaten.Web cam ile çektim.Onun için pek net değil.
Ayrıca yazıyı yayımlama saatim ile fotoğrafı çektiğim zaman arasında bayağı fark var.Nedeni yazıyı yazarken başka bloglardaki yazıları okumamdır.
Neden fotoblogun adresini yazdım?
Karar verdim vaktim olduğu sürece ekleyeceğim tüm fotoğraflara bu işlemi uygulayacağım ki yazılar içinde reklamımı da yapayım. (:
"İyi de sen 3 kitaptan bahsettin.Burada 2 kitap var.Ne iş?" diyenlere cevap:
Su Kasidesi kitabını İngilizce dersinde İngilizce öğretmenimiz Mine Hoca'ya okuması için vermiştim.Kitap kendisinde kaldı.Sorun değil.Ben okumuştum zaten. (:
Ben de oyunu devam ettirmesi için Nihat Ağabeyimi seçiyorum.
"Nihat Abi, katılırsanız çok sevinirim. (:"

Gelen Yorumlar:
Vişne Ağacı dedi ki...

Beni kırmadığın için çok teşekkür ederim.Baya da uzun bir yazı olmuş :)
"Biz Osmanlıyız" ilgimi çekti.Onu da okuma listesine alalım :)




0 yorum: